MESEM: Eğitim hakkından ucuz işgücüne uzanan düzen
Çocuk emeğini normalleştiren bu model, denetim tartışmasına indirgenemez; bütünüyle reddedilmelidir.

MESEM: Eğitim hakkından ucuz işgücüne uzanan düzen Çocuk emeğini normalleştiren bu model, denetim tartışmasına indirgenemez; bütünüyle reddedilmelidir.
Eğitimin temel amacı çocukları sektörlerin ihtiyaç duyduğu işgücüne dönüştürmek değil; onların bilimsel, toplumsal ve kültürel gelişimini güvence altına almaktır. Ancak son yıllarda yayımlanan temel politika belgeleri, eğitimi giderek daha fazla işgücü piyasasının taleplerine göre tanımlayan ortak bir yaklaşım taşıyor.
12. Kalkınma Planı, mesleki eğitimin işgücü piyasasının ihtiyaçlarıyla uyumlaştırılmasına ve sektörlerle iş birliğinin geliştirilmesine ağırlık veriyor. 2026–2028 Orta Vadeli Programı, mesleki ve teknik eğitimin içeriğinin sektör ihtiyaçları ve stratejik ekonomik öncelikler doğrultusunda düzenlenmesini öngörüyor. MEB 2024–2028 Stratejik Planı ise “eğitim-istihdam-üretim” ilişkisinin güçlendirilmesini temel hedeflerden biri olarak belirliyor. MEB’in Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi de açık biçimde ekonominin ihtiyaç duyduğu “nitelikli işgücünü” yetiştirmeyi amaçlıyor.
MESEM, bu yaklaşımın en görünür ve en ağır sonuçlar doğuran uygulamasıdır. Öğrenciler haftanın yalnızca bir veya iki gününü okulda, geri kalanını işletmelerde geçiriyor. Böylece eğitim, işyerinde üretim yapmanın ikincil bir unsuruna dönüşüyor. MEB’in canlı sayacına göre yaklaşık 481 bin öğrenci bugün bu sistemin içinde bulunuyor. Dokuz, on ve on birinci sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az yüzde 30’u, on ikinci sınıftakilere ise en az yüzde 50’si kadar ödeme yapılması, çocukların neden işletmeler açısından son derece ucuz bir işgücü kaynağına dönüştüğünü de gösteriyor.
MESEM’de yaşanan ölümler ve yaralanmalar münferit olaylar değildir. MEB’in TBMM’ye ilettiği verilere göre 2016’dan Haziran 2026’ya kadar MESEM kapsamında 3 bin 80 “iş kazası” yaşandı; 13 öğrenci hayatını kaybetti ve 60 öğrenci hastanede yatarak tedavi gördü. İSİG Meclisinin kayıtları ise yalnızca Eylül 2023 ile 2025 sonu arasında en az 18 MESEM öğrencisinin çalışırken öldüğünü gösteriyor. Mayıs 2026’da 16 yaşındaki Mahir Buğra Karagön’ün bir fırında elektrik akımına kapılarak ölmesi de bu zincire eklendi. Üstelik 2025 yılında Türkiye genelinde en az 94 çocuk işçi yaşamını yitirdi; bunların 26’sı henüz 14 yaşında veya daha küçüktü.
Bu tablo yalnızca denetimlerin artırılmasıyla açıklanamaz. Çocuğu üretim sürecine yerleştiren, okuldan çok işyerinde zaman geçirmesini öngören ve işletmenin işgücü ihtiyacını eğitim hakkının önüne koyan bir modelde sorun yapısaldır. Daha fazla müfettiş, çocuk emeğini “güvenli” hâle getirmez; yalnızca çocuk işçiliğini denetlenebilir bir uygulama gibi sunar.
Gerçek mesleki eğitim; okul merkezli, kamusal atölyelerde, eğitimcilerin gözetiminde ve üretim baskısından bağımsız yürütülmelidir. Çocukların yeri patronların kârı için çalıştırıldıkları işletmeler değil, bütünlüklü gelişimlerinin güvence altına alındığı okullardır. Bu nedenle MESEM iyileştirilmemeli; çocuk emeğini eğitim adı altında kurumsallaştıran yapısıyla birlikte bütünüyle kaldırılmalıdır.
Emek Hareketi
← Ana sayfaya dön