Emek Hareketi← Ana sayfaya dön

Haklarımız için beklemek değil, birleşmek ve mücadele etmek

Kamu emekçilerinin ücret kaybına, güvencesizliğe ve grevsiz toplu sözleşme düzenine karşı ortak mücadele ihtiyacı.

Haklarımız için beklemek değil, birleşmek ve mücadele etmek için kapak görseli

## Haklarımız İçin Beklemek Değil, Birleşmek ve Mücadele Etmek

Türkiye’de kamu hizmetleri; öğretmenden sağlık emekçisine, büro çalışanından mühendise, belediye emekçisinden sosyal hizmet uzmanına kadar milyonlarca insanın emeğiyle yürütülüyor. Meslekler, kurumlar ve istihdam biçimleri farklı olsa da yaşanan sorunlar büyük ölçüde ortak: Ücretlerin enflasyon karşısında erimesi, artan vergi yükü, güvencesizlik, personel eksikliği, yoğun çalışma, liyakatsiz atamalar, mobbing ve emeklilik haklarının zayıflaması… Buna rağmen mücadele, ortak sorunların birleştirdiği geniş bir hatta değil; sendika, konfederasyon, meslek ve statü ayrımları içinde parçalı biçimde sürdürülüyor.

[SendikaData’nın Temmuz 2026 verilerine göre](https://sendikadata.com/donem-verileri/kamu-sendikalari/2026-07), sendikalaşabilir 3 milyon 82 bin 768 kamu görevlisinin 2 milyon 403 bin 189’u sendika üyesi. Sendikalaşma oranı yüzde 77,96’ya ulaşıyor. Başka bir ifadeyle, her dört kamu görevlisinden üçünden fazlası örgütlü görünüyor. Ne var ki aynı veriler 11 hizmet kolunda 308 ayrı sendikanın ve 20 konfederasyonun faaliyet yürüttüğünü gösteriyor. Bir önceki döneme göre sendika sayısı 278’den 308’e çıkmış; 38 yeni sendika kurulurken sekizi kapanmış durumda.

Bu tablo önemli bir çelişkiye işaret ediyor: Sayısal olarak yüksek bir sendikalılık var, fakat bu büyüklüğe denk düşen birleşik bir mücadele gücü yok. Sendikalı olmak, tek başına örgütlü bir sınıf gücüne dönüşmek anlamına gelmiyor. Üyeler taleplerin belirlenmesine, kararların alınmasına ve mücadelenin örgütlenmesine katılmadığında; sendika üyeliği bordrodaki aidat kesintisinden ibaret kalıyor. Yüzlerce sendika ve milyonlarca üye bulunmasına rağmen kamu emekçilerinin temel sorunlarının yıllardır çözülememesi bunun en açık göstergesidir.

Üstelik kamu emekçileri yalnızca farklı sendikalara değil, farklı istihdam biçimlerine de bölünmüş durumda. [Strateji ve Bütçe Başkanlığının 2026 ikinci çeyrek verileri](https://www.sbb.gov.tr/kamu-sektoru-istihdam-sayilari-2026-2-ceyrek/), kamudaki toplam istihdamın 5 milyon 417 bin 126 kişiye ulaştığını gösteriyor. Bunun 3 milyon 582 bini kadrolu, yaklaşık 420 bini sözleşmeli, 1 milyon 267 bini sürekli işçi; geri kalanı ise geçici ve diğer statülerde çalışıyor. Aynı kurumda, aynı hizmeti üreten emekçilerin farklı ücretlere, güvencelere ve özlük haklarına tabi tutulması tesadüf değildir. Bu parçalanma, ortak hareket etme kapasitesini zayıflatan bilinçli bir çalışma rejimidir.

Ücret kaybı ise bütün statülerin ortak sorunudur. Kamu görevlilerinin 2026–2027 mali hakları, grev hakkına dayanmayan toplu sözleşme düzeninin sonunda Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun kararıyla belirlendi: 2026 için yüzde 11 ve yüzde 7; 2027 için yüzde 5 ve yüzde 4. [TÜİK’in Temmuz 2026 verilerinde](https://veriportali.tuik.gov.tr/en/press/58297/metadata) yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75, gıda enflasyonu ise yüzde 37,53’tür. Ücretlerin sürekli gerçekleşmiş enflasyonun ardından güncellenmesi, kamu emekçilerini kayıplarını telafi etmeye çalışan edilgen bir konuma mahkûm ediyor.

Sorun, emekçilerin farklı düşüncelere veya farklı sendikal tercihlere sahip olması değildir. Sorun, bu farklılıkların ortak mücadeleyi engelleyen kalıcı duvarlara dönüştürülmesidir. Hiçbir sendika, konfederasyon ya da meslek grubu; ücret kaybını, güvencesizliği ve baskıyı tek başına durdurabilecek durumda değildir. Çözüm, herkesin aynı sendikaya geçmesini beklemek değil; hangi sendikaya üye olduğuna bakılmaksızın bütün emekçilerin ortak talepler etrafında birlikte hareket etmesini sağlamaktır.

Bu birlik genel merkezlerin protokol masalarında değil, işyerlerinde kurulabilir. İnsanca yaşamaya yetecek ücret, vergi dilimlerinin emekçiler lehine düzenlenmesi, güvenceli istihdam, yeterli personel, liyakat, mobbinge karşı koruma, emekliliğe yansıyan ücret ve grevli toplu sözleşme hakkı gibi talepler işyerlerinde tartışılmalı; ortak kararlarla mücadele programına dönüştürülmelidir. Sendikalar bu birliğin önüne geçen değil, onu örgütleyen mücadele merkezleri olmalıdır.

Haklarımız kendiliğinden verilmeyecek. Yeni bir toplu sözleşme masasını, iktidarın açıklamasını ya da bir sendika yöneticisinin girişimini beklemek kayıpların büyümesine yol açacaktır. Beklemek değil birleşmek; yalnızca itiraz etmek değil, ortak talepler için örgütlü ve kararlı biçimde mücadele etmek gerekir.

**Emek Hareketi**